
Size en çok sorulan soru nedir?
İsminiz? Soyadınız? Doğum tarihiniz?
1992 Yılına kadar bana da öyleydi....
Ama o tarihten sonra bana en çok sorulan soru değişti.
Nerede olursam olayım, panel, konferans, kongre, medya söyleşileri, arkadaş ve dost toplantıları, uçak yolculukları, akşam yemekleri, aklınıza neresi gelirse her yerde her zaman benim “Silk & Cashmere” ile ilişkimi öğrenen herkes tanışma aşamasından sonra hemen aynı soruyu soruyor, aynı samimi merak aynı hafif şaşkınlıkla…
“Bu iş nereden aklınıza geldi?”
Onlara önceleri uzun uzun anlatıyordum. Özgeçmişimden hikayeler, eğitimimin izleri, iş deneyimlerimin etkisi, yani yapbozu bir araya getiren parçaları ve sonunda markamıza uzanan öyküyü elimden geldiğince kronolojik ve anlamlı bir dizinde…
Ama insanların beklediğinin bu olmadığını anladım sonradan.
Benden daha kısa, daha hoş, daha net bir cevap bekliyorlardı aslında... Doğru olan da buydu.
“Bir şeyi kısa anlatmak uzun iştir” derdi okuldan bir hocamız. Ben de uzun uzun düşünüp kısaca anlatmaya çalışıyorum artık…
1988’lerden beri marka yaratma arzusu içimde bir yerlerde bekliyordu... Henüz Türkiye’ de sayıları az olan markalar kadar asıl ilgimi çeken başarılı evrensel markalardı. Bir niş, bir farklılık yaratan, belirli bir grup müşterinin ne istediğini onlardan önce kavrayıp, en doğru fiyat ve kaliteyle onlara sunarak, dünyaya seslenebilen özgün markalar... Çok zekice, çok prestijli geliyordu bu fikir bana. Nedense çok da uzak gelmedi hiç...
Güzel bir fikrin eğer doğru projelendirilirse hayata geçebileceğine inanıyordum. Marka yaratma sürecinde Kaşmir tutkusunun önüne geçemedim. Kendimi İç Moğolistan’ da dağlarda keçileri severken buldum. Elbette çok değerli, çok cesur ve projemize inanan küçük ama sağlam bir ekiple.
Silk & Cashmere işte böyle doğdu. 10/10/1992 de saat 10.10 da…
Nasıl bugünlere geldiğimiz şöyle özetlenebilir...
İnsanlara kendi alanımızda mevcut en yüksek kaliteli hammaddelerinden oluşturduğumuz evrensel ama özgün bir koleksiyonu, marka konseptimize hep sadık kalarak, kaşmir kalitesinde mağazacılık ilkemizden asla ödün vermemeye çalışarak ve seçici olma lüksümüzü hep koruyarak sunuyoruz.
Biz uzmanlığa inandık.
Odaklandık. Yaptığımız işin en iyisi olmaya çalıştık. Kısa vadeli hesaplardan ziyade
uzun vadede asırlık bir marka olma düşüydü beni ve ekibimi heyecanlandıran…
Güzel ve doğru birşey yaptığınızda insanların gönüllerine hitap ettiğinizde ve istikrarlı ve samimi olarak hep daha güzeli hedeflediğinizde mutlaka başarılı oluyorsunuz.
Kendi alanımızda tanınan bilinen yepyeni bir markayız. Çünkü kaşmir alanında bizden bir önceki marka 50 yıllık geçmişe sahip…
Silk & Cashmere’den International Herald Tribune’de “Dünyayı Fethetmeye Başlayan Kaşmirci” diye söz edildi.
Şu ana kadar marka konusunda 6 kitaba konu olduk. 12 kez girişimcilik ve marka yaratma ödüllerine layık bulunduk. Üniversitelerde sürekli yüksek lisans tez konusu oluyoruz.
İstanbul Üniversitesi ise bizi VAKA ÇALIŞMASI olarak eğitim programına aldı.
Tüm bunlar bizi ticari başarılardan çok daha fazla gururlandırıyor. Zaten ticari başarının sürekliliği için bunların gerekliliğine de inanıyoruz.
Fianna Gilmore adlı çok sevdiğim marka uzmanının söylediği gibi:
“Şirketler piyasada rakiplerini alt etmek, piyasada pay kapmak, hatta pazarı ele geçirmek için çabalarken, markaların tek fethetmek istedikleri yer müşterilerinin gönülleridir”
Bu görüş Silk & Cashmere’ in geçmişinde kesinlikle kanıtlanmıştır.
İlk açıldığımız senelerde Akmerkez mağazamızda 80 yaşlarında tam bir İstanbul beyefendisi kasada eşine aldığı camel renkli saf kaşmir şalın paketlenmesini beklerken benim ismimi duyunca son derece zarif bir şekilde kulağıma eğildi
“- Karıma yurt dışından kaşmir şal ısmarlamak için artık kimselere zar zor rica etmeme gerek kalmadı, bundan sonra her şeyimi sizden alacağım. Senelerdir nerelerdeydiniz !” demişti.
Çetin iş yaşamının zorluklarının, uzun İç Moğolistan seyahatlerinin yorgunluğunun, marka olma yolundaki ekipçe gece gündüz 365 gün çabalarımızın, emeklerimizin karşılığını bir anda o cümleyle aldım sanki.
Mağazadan çıkarken kendi kendime gülümsüyor muydum, ağlıyor muydum emin değilim.
Ama mırıldandığımı hatırlıyorum: “Sadece bu cümle için değdi” diyordum kendi kendime...
Gerçekten de elimde değil, dünyanın her yerinde mağazalarımız var, elbette satışımız da var bu gerçeği biliyorum; ama hala bir gece şık bir yerde yemek yerken çok şık hanımın veya beyin üzerinde Silk & Cashmere’e ait bir kazak yada kaşkol görünce ilk günkü gibi mutlu oluyor ve herkesin görmesini bilmesini istiyorum.
Çok büyük bir şansımız var; yurt dışında dünyanın hiçbir ülkesine ait markaya vatandaşları bu kadar ilgi göstermemiştir. Mesela Barselona’da
Silk & Cashmere’i görenlerin her seferinde içeri girip İspanyol bayiimize kendilerini tanıtarak SC’nin bir Türk markası olduğu için gurur duyduklarını söylemesi;
St. Moritz’de kayak tatiline gelen Türklerin mağaza kalabalık olduğunda alışverişi bırakıp pakete ve satışa yardım etmesi; dünyanın neresinde mağaza açarsak açalım orada yaşayan vatandaşlarımızdan aldığımız samimi övgüler bence başka ülkelerin markalarına nasip olmamıştır…
Silk & Cashmere’in 1992'den bu yana uzanan bu tutkulu ve büyülü yolculuğunda bu işe beynini ve yüreğini cömertçe koyan çok değerli ekibimize; açıldığımız ilk günden beri bizi inanılmaz destekleyen ve yüreklendiren seçkin müşterilerimize ve marka olma sürecimizde bizi her zaman yukarılara taşıyan, tek bir yanlış ve olumsuz haber yapmayan basına ve medyaya çok ama çok teşekkür etmek isterim..
Silk & Cashmere asırlık bir marka olacak ve hiçbir emek boşa gitmeyecek. Bundan kesinlikle eminim…
Ayşen ZAMANPUR
Silk & Cashmere
CEO